- Görüntülenme 25
- İndirme 0
-
Google Akademik

| Yazarlar | Salkın, Mehmet Enes |
| Tek Biçim Adres (URI) | https://hdl.handle.net/20.500.14114/6576 |
| Yayın Türü | Kitap |
| Yayın Yılı | 2024 |
| Yayıncı | Detay Yayıncılık |
| Konu Başlıkları | asker sivil ilişkileri, 27 nisan, darbe, muhtıra |
| Editör / Editörler | Duran, Hasan |
Sivil asker ilişkileri hemen her demokratik ülkede tartışılan bir konudur. Çünkü demokrasinin sağlıklı işlemesi için yasama, yürütme, yargı fonksiyonları görevlerini kendi alanları dışına taşmadan ve sadece demokratik bir kontrol mekanizması ile yerine getirebilmelidir. Yasama, yürütme, yargı fonksiyonla- rından her birinin kendine özgü etkin bir gücü vardır. Örneğin yasama fonksiyonu gücünü milletten alırken, yargı fonksiyonu gücünü hukuk kurallarından alır. Bu fonksiyonların beslendiği kaynak ise hukuki, meşru kaynaklardır. Oysa orduların gücü, sahip oldukları silah, teknolojik donanım ve insan kaynağından gelir ve böyle bir kaynak ile siyaset yapmak demokratik bir sis- temde meşru sayılamaz. Diğer taraftan günümüz modern devletinin ön plana çıkardığı önemli olgulardan birisi vatandaşların korunup kollanmasıdır ki ordular da bu amaca hizmet etmek için vardır. Dolayısıyla vatandaşlar kendi iradeleri ile iş başına getirdiği temsilcilerine kendilerini koruyup kollamak için de yetki vermektedir. Bu da ordunun siyasetin emri altına girmesi gerekliliğini doğurur ve siyaset orduyu kendi direktifleri doğrultusunda kullanamazsa vatandaşlardan alınan yetki kullanılamaz. Ayrıca güvenlik ve savunma işlevleri politikalar dahilinde yürütülür ve bu politi- kaların belirleyicisi olan organlar, yetkinin yanında sorumlu- luk ve hesap verebilirlik ilkelerine de sahip olmalıdır. Politika yapan, yetkinin yanında sorumluluk taşıyan ve hesap veren bir organ ise ancak politik olabilir. Bir ulus devletin sahip olduğu ordu, o ülkenin güvenliği için te- mel bir gereksinimdir. Uluslararası arenada birbirleriyle reka- bet halindeki ulus devletlerin güvenlik ve caydırıcılık anlamın- daki güçleri büyük ölçüde ordularına bağlıdır. Bu nedenle bir- 2 kaç istisna dışında günümüzde ordusu olmayan bir devlet dü- şünülemez. Ordular uluslararası ilişkilerin temel araçlarından- dır. Uluslararası yani dış güvenlik alanının temeli olan ordular, devletleri tehdit eden terörizm ile birlikte iç güvenlik alanında da etkin bir güç haline gelmiştir. Devletlerin devamlılığını sağ- lamasında güvenlik vazgeçilemez bir unsur olduğundan, ordu- lar en azından güvenliği sağlamanın başka bir etkin yolu bulu- nana kadar var olmaya devam edeceklerdir. Fakat orduların varlığı, ülkenin demokrasisini tehdit etmemelidir. Orduların kullanıldığı temel alan olan savaşların bile nedenleri siyasiy- ken, orduların özerk bir yapı gibi hareket ederek, kurumsal ya- pıları içinde millet adına karar vermesi düşünülemez. Bu yüz- den de orduların, hükümetlerin kontrolünde demokratik bir yapıya kavuşturulmaları gerekir. Türkiye’de henüz bu yapı sağlıklı şekilde işlememektedir. Türkiye’de, ordunun siyasete müdahaleleri Osmanlı İmpara- torluğunun son döneminden itibaren görülmektedir. Bu müda- haleci anlayış Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da devam etmiş ve ordu Türkiye demokrasi tarihini yaptığı mü- dahaleler ile sık sık kesintiye uğratmıştır. İmparatorluk reji- minden Cumhuriyet rejimine geçilmesinde etkin “kurucu rol” oynayan ordu malasef Cumhuriyet rejiminin temeli olan “de- mokrasi”nin gelişmesi ve yerleşikleşmesinde engelleyici bir rol oynamıştır. Çok partili siyasal hayata geçilmesinin ardından demokrasinin iyi işlediği söylenemese de ordunun 27 Mayıs 1960 klasik dar- besi ile komple rafa kalktığı söylenebilir. Klasik darbelerin baş- langıcı olan 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından, anayasa ve hü- kümet ordunun istediği doğrultuda değiştirilmesine rağmen ordu 12 Mart 1971 muhtırasını vererek, yaklaşık on yıl sonra tekrar siyasete müdahalede bulunmuştur. Bu muhtıranın ar- dından yine yaklaşık on yıl sonra 12 Eylül 1980 klasik darbesi gelmiştir. 12 Eylül 1980 darbesinde ordu kendi yaptığı anaya- sayı tekrar değiştirmiş ve siyasi faaliyetlere son vererek ya- sama, yürütme, yargı organlarını kendi elinde toplamıştır. 3 1980 darbesinin ardından 1983’te ordu kışlasına çekilmişse de demokrasinin tekrar işlerlik kazanması ve siyasi faaliyetlerin ordunun kontrolünden çıkması hemen olmamıştır. 12 Eylül 1980 klasik darbesinin ardından 28 Şubat 1997’de or- dunun “post-modern” bir müdahalesi gerçekleşmiştir. 28 Şu- bat post-modern müdahalesi ile ordu 1971 muhtırasında ol- duğu gibi hükümeti değiştirerek, aktif siyasetin içinde yer al- mıştır. 28 Şubat post-modern müdahalesinin ardından ise ordu 27 Nisan 2007 tarihinde kendi internet sitesinden e-muhtıra vererek hükümete uyarılarda bulunmuş ve bu muhtıra ile sa- dece hükümetin emrindeki bürokratik bir kurum olmadığını, siyasete müdahale geleneğinin devam ettiğini göstermiştir. Ni- hayetinde 15 Temmuz 2016 günü ordu içindeki Fethullahçı Te- rör Örgütü eliyle tekrar bir klasik darbe yapma girişimi gerçek- leşmiştir. Sıklıkla söylenegeldiği üzere Türkiye’de ordu yakla- şık 10 yılda bir siyasete müdahale ederek demokrasiyi kesin- tiye uğratmıştır. Ordunun 27 Mayıs 1960 klasik darbesi ile baş- layan müdahalelerinden sonuncusu 2016 tarihi itibariyle ger- çekleşen darbe girişimidir. Ordu, Türkiye Cumhuriyeti tari- hinde toplamda iki tane klasik darbe, üç tanede post-modern müdahale ve iki tane klasik darbe girişimi ile her zaman siya- setin aktif bir unsuru olarak yer almıştır. Ayrıca klasik darbe veya muhtıraların dışında ordunun siyasi pek çok açıklama ve beyanatları vardır. Görüldüğü üzere ordu, Türkiye siyasetinin her zaman aktif bir oyuncusu olarak yer almıştır. Ordu, yaptığı müdahalelerden sonra sürekli yönetim mekaniz- masını elinde tutmak istememiş belli bir zaman sonra kışlasına geri çekilmiştir ancak yönetimde kaldığı zaman özellikle de klasik darbe zamanlarında oluşturduğu kurumlarla ve yasa- larla kendine ayrıcalıklı bir konum edinmiştir. Yani ordunun kışlasına çekilmesi kendi başına, demokrasinin Türkiye’ye tek- rar geri geldiğinin göstergesi olarak kabul edilemez. Bu kitap 2010 yılında 27 Nisan e-muhtırasından sonra yazılan yüksek lisans tezinin sunumudur. Sivil asker ilişkileri e-muhtı- radan sonra eşine az rastlanır düzeyde bir darbe teşebbüsü ile 4 tekrar yara almıştır. Bu tezin kitaplaştırılması istemi 1983- 2020 aralığındaki sivil asker ilişkilerinin tartışılmasıdır. 2010'da yazılan tez 1983-2007 aralığını anlatarak dönemin ilk kitabını oluşturmuştur. Bundan sonraki sürecin ise ikinci bir kitapla anlatılması tasarlanmaktadır. Bu çerçevede kitabın Birinci Bölümünde, TSK’nin siyasal rolü açıklanmaya çalışılmaktadır. TSK’nin siyasal rolünün yanı sıra, sahip olduğu bürokratik ayrıcalıklar ve etkin siyasal rolünün dayanağı olan kurumsal ideoloji anlatılmaya çalışılmıştır. Kitabın İkinci Bölümü, 1980 klasik darbesinden sonraki siyasal şartlar ile dönemin sivil asker ilişkilerine odaklanmaktadır. 1980 klasik darbesinden sonra ise, bir sonraki müdahale olan, 28 Şubat’a kadar geçen zaman incelenmiştir. Bu bölümün 1997’de kesilmesinin sebebi ise, 1983-1997 tarihsel süreci içindeki müdahale sayısı, cumhurbaşkanı değişimi sayısı, ge- nelkurmay başkanı sayısı ve zaman aralığının 1997-2007 ta- rihsel süreci ile yakın olmasıdır. Kitabın Üçüncü Bölümü ise, 28 Şubat müdahalesi ile 2007 e- muhtıra arasındaki zaman aralığını kapsamaktadır. Bu zaman aralığında bahsi geçen son hükümet, bugün hala iktidarını sürdürmektedir. Bu yüzden, Üçüncü Bölüm görece daha yakın bir tarihi konu almaktadır.
- Meslek Yüksekokulları
- Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu