Sehal Deniz Varlık Sehal Deniz Varlık İSLAMİ İLİMLER FAKÜLTESİ
  • Varyant
    -
  • E-Posta
    -
  • Web Sitesi
    -
  • Durum
    -
  • Ünvan
    -
  • YÖK Araştırmacı No
    345798
Araştırmacının yayınlarını daha detaylı bir şekilde aramak veya filtrelemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Üç Yalanla Hz. İbrahim’i (s.a.s.) Bir Araya Getiren Rivayetlerin Değerlendirilmesi
Evaluation of the Narrations that Bring Together the Prophet Abraham (Pbuh) with Three Lies

Varlık, Sehal Deniz

Hz. Muhammed (s.a.s) ve tüm peygamberlerin rehberlik ettiği İslam ahlakı, doğru sözlü olmayı emreder, yalanı yasaklar. Öyleyken bazı rivayetlerdeki ifadeler, Hz. İbrahim es-Sıddîk'ın yalan söylediği şeklinde anlaşılmıştır. Çalışmamızda bu yanlış anlamaya kaynak gösterilen, Hz. İbrahim ve kezib kelimesinin bir arada geçtiği rivayetlerin tespit ve tahlili amaçlanmaktadır. İlgili rivayetlerin metinleri, iki guruba ayrılmaktadır. Ebû Hureyre'den (ra) nakledilien ilk guruptaki rivayetler, Hz. İbrahim'in üç sözünü kezib olarak nitelendirirler. Rivayet bazı kaynaklarda mevkuftur ve ulaştığımız kanaat, doğrusunun bu olduğudur. İkinci guruptakilerse kıyamet günü belli peygamberlerden şefaat istenmesi hakkındadır. Hz. Muhammed hariç, diğerleri gibi Hz. İbrahim de şefaat edemeyeceğini söyler. Rivayetin bazı tariklerinde bunun sebebi olarak üç kezibi veya hataları gösterilirken, çoğu tarikte herhangi bir sebep belirtilmemektedir. Bu durum, bazı râvilerin Hz. İbrahim'in şefaat edememe sebebini açıklamak için üç kezibi saydığını düşündürmektedir. Ayrıca tüm rivayetlerde kezebe fiili, yanlış anlaşılabilecek söz söyleme manasında kullanılmıştır. Türkçeye yalan söylemek şeklinde çevrilmesi hatalıdır. Araştırmada, ilgili rivayetlerin yalandan uzak durmayı vurguladığı sonucuna u...

Ailenin İnşasında Nebevî Yöntem

Varlık, Sehal Deniz

İmam Mâlik b. Enes, el-Muvaṭṭaʾda “Kelâm” kitabının ilgili bâbını, kendisine eşine yalan söylemenin hükmünü soran bir sahâbîye Hz. Peygamber’in verdiği “Yalanda hayır yoktur” cevabıyla açar. Bu nebevî ilke, aile içi ilişkilerde doğruluğun yalnızca ahlaki bir tercih değil, birlik ve güvenin kurucu zemini olduğunu ortaya koymaktadır. Allah’ın sevmediği bir davranıştan hayır doğmayacağı vurgusu, yalanın aile birliğini tehdit eden temel unsurlardan biri olduğuna işaret eder. Ailenin değişmeyen sabiteleri arasında güven, bağlılık ve doğruluk merkezi bir yer tutmaktadır. Aile, insanın fıtrî gelişiminin, ahlaki değer aktarımının ve toplumsal sürekliliğin sağlandığı vazgeçilmez bir kurumdur. Modern dönemde aile yerine kurumları geçirmeyi hedefleyen ideolojik ve siyasal girişimler —özellikle Sovyet Rusya’daki kolhoz uygulamaları ile Çin’deki komün deneyimleri— ailenin işlevlerinin kamusal yapılar aracılığıyla tam olarak ikame edilemediğini, bu teşebbüslerin ağır toplumsal bedeller doğurduğunu göstermiştir. Psikoloji ve sosyoloji alanındaki güncel araştırmalar da doğruluğun ilişkiler üzerindeki yapıcı etkisini teyit etmektedir. GSS ve TGSS 2024 veri setlerinden elde edilen bulgular, evlilik memnuniyeti ile genel mutluluk ve psikolojik iyi oluş arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulu...

İslam Düşüncesinin Erken Dönem Tecrübi Mirası Bağlamında Tarihselcilik Perspektifine Eleştirel Bir Yaklaşım
A Critical Approach to the Historicist Perspective in the Context of the Early Experiential Legacy of Islamic Thought

Varlık, Sehal Deniz

İslam düşüncesi, ilahi temeliyle birlikte vahyin ilk muhataplarının uygulamalarıyla biriken tecrübi mirasa dayanmaktadır. Bu makale, İslam düşüncesinin temelinde yer alan metafizik (ilahi) ve tarihsel boyutların ilişkisini ele almakta, modern tarihselci yaklaşımların İslam düşüncesinde eksik görerek eleştirdiği noktaları sorgulamaktadır. İslam düşüncesi, aşkın olan vahyin insanlık tarihindeki tezahürü olarak, hem değişmeyen ilahi ilkeler hem de değişen tarihsel bağlamlar arasında bir denge kurar. Bu denge, İslam’ı sabit bir dogma olmaktan da aşırı yorumcu bir tarih felsefesine indirgenmekten de korur. Hz. Peygamber’in sünneti, Kur’an ayetlerinin farklı bağlamlarda yeni anlamlar kazanmasına imkân tanıyan bir yöntem anlayışı sunmuş ve İslam düşüncesine yenilenme kabiliyeti kazandırmıştır. Dolayısıyla İslam, yalnızca tarihe sıkışmış bir din değil, ilahi merkezin belirleyiciliğinde güncelliğini ve evrensellik boyutunu koruyan bir yapıdır. Makale, bu özgün yapının İslam’ın özüne sadık kalmayı da zamanın gereklerine cevap vermeyi de mümkün kıldığını ileri sürmektedir. Esasen tarihselciliğin iddia ettiği gibi yenilenme arayışları İslam’ın dışında bir model gerektirmez; çünkü İslam düşüncesinin kendi bünyesinde, ilahi vahyin ışığında şekillenen güçlü bir yenilenme ve gelişim potansiyeli ...

Hayız Döneminde Kadını Kirli Sayan Kadim Anlayışın Sünnetteki Uygulamayla Kaldırılması
Abolishing the Ancient Concept of Considering Women as Unclean During Menstruation Through the Sunnah

Varlık, Sehal Deniz

Kadınların mukaddes görevlerini, insan neslinin devamlılığını sağlamayı yerine getirebilmelerine imkân veren aylık kanama dönemlerinin ironik bir şekilde kirlilik sebebi sayılması kadim bir kabuldür. Belki de ilkel inançlarda kana yüklenen tabu anlamı bu kabulün benimsenmesinde rol oynamıştır. Her ne kadar feminist akımlarla beşeriyet tarihinin başlangıcındaki anaerkil dönemde kadınlara kutsallık katan doğurganlıklarının bir uzantısı olan adet görmelerinin, ataerkil düzene geçişle bir aşağılanma ve murdarlık sebebi sayılmaya başlandığı iddia edilmiştir. Fakat bu görüşün dayanakları doğruluğunu ispatlayacak sağlamlıkta olmadığı gibi alanın uzmanlarınca da ortaya atılmıştır. Bir hukukçunun mitolojik anlatıları da referans alarak yaptığı taraflı bir antropolojik okumadır. Ayrıca tarihi süreçte kadınların regl dönemlerindeyken bereket ve şifa kaynağı görüldüklerinin de etrafına pislik bulaştıran bir murdarlık halinde kabul edildiklerinin de örnekleri bulunmak mümkündür. Bununla birlikte hayızlı kadını kirli kabul eden anlayışın daha yaygın olduğu söylenebilir. Özellikle bu güne ulaşan şekliyle Yahudilikte, Cennette işlediği ilk günah sebebiyle cezalandırılmasının sonucu olarak adet gördüğü kabul edilen kadın, manen kirlidir ve bu kiri dokunduğu her şeye bulaştırdığından tecrit edilme...

İSLAM VE MEDENİYET SERİSİ: 4 AHLÂK I "Üstün Ahlakın Hedeflerini Belirleyen Kur'an ve Güzel Ahlakı Tamamlamak İçin Gönderilen Hz. Muhammed (as)"

Varlık, Sehal Deniz

Çağdaş dünyada Filistin/Gazze’de yaşanan zulüm, ahlâkî değerlerin nasıl aşındırılabildiğini ve insan onurunun hangi söylemler aracılığıyla değersizleştirilebildiğini açık biçimde göstermektedir. Sivillere yönelik sistematik şiddetin meşrulaştırılması, güç ve üstünlük iddialarıyla desteklenen bir zihniyetin, ahlâksızlığı sıradanlaştıran bir toplumsal iklim ürettiğini ortaya koymaktadır. Bu tablo, Kur’an ve Hz. Peygamber’in ahlâk anlayışını yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Kur’an ve Sünnet’in ortak tutumu, insanın yaratılıştan sahip olduğu değeri merkeze alan bir ahlâk anlayışına dayanmaktadır. Bu anlayış, üstün ahlâk hedefi olarak kötülüğe iyilikle karşılık verme, affedicilik ve sabrı teşvik ederken; zulüm, insanı değersizleştirme ve şiddeti meşrulaştırma gibi tutumları ahlâkın asgari sınırlarının açık ihlali olarak tanımlamaktadır. Hz. Peygamber’in uygulamaları, ahlâkın yalnızca bireysel bir erdem alanı değil, toplumsal düzeni ve insan onurunu koruyan bağlayıcı bir ilke sistemi olduğunu göstermektedir. Ayrıca sosyal psikoloji literatüründen yararlanılarak, grup aidiyeti ve ideolojik körleşme süreçleri içinde kötülüğün nasıl erdeme dönüştürülebildiği analiz edilmektedir. Sonuç olarak, Kur’an ve Nebevî ahlâkın merkezinde yer alan “insana değer verme” ilkesi, çağdaş zulü...

Hayız Döneminde Kadını Kirli Sayan Kadim Anlayışın Sünnetteki Uygulamayla Kaldırılması

Varlık, Sehal Deniz

Kadınların mukaddes görevlerini, insan neslinin devamlılığını sağlamayı yerine getirebilmelerine imkân veren aylık kanama dönemlerinin ironik bir şekilde kirlilik sebebi sayılması kadim bir kabuldür. Belki de ilkel inançlarda kana yüklenen tabu anlamı bu kabulün benimsenmesinde rol oynamıştır. Her ne kadar feminist akımlarla beşeriyet tarihinin başlangıcındaki anaerkil dönemde kadınlara kutsallık katan doğurganlıklarının bir uzantısı olan adet görmelerinin, ataerkil düzene geçişle bir aşağılanma ve murdarlık sebebi sayılmaya başlandığı iddia edilmiştir. Fakat bu görüşün dayanakları doğruluğunu ispatlayacak sağlamlıkta olmadığı gibi alanın uzmanlarınca da ortaya atılmıştır. Bir hukukçunun mitolojik anlatıları da referans alarak yaptığı taraflı bir antropolojik okumadır. Ayrıca tarihi süreçte kadınların regl dönemlerindeyken bereket ve şifa kaynağı görüldüklerinin de etrafına pislik bulaştıran bir murdarlık halinde kabul edildiklerinin de örnekleri bulunmak mümkündür. Bununla birlikte hayızlı kadını kirli kabul eden anlayışın daha yaygın olduğu söylenebilir. Özellikle bu güne ulaşan şekliyle Yahudilikte, Cennette işlediği ilk günah sebebiyle cezalandırılmasının sonucu olarak adet gördüğü kabul edilen kadın, manen kirlidir ve bu kiri dokunduğu her şeye bulaştırdığından tecrit edilme...

Hikmetin İnşasında Nebevî Yöntem "Hz. Peygamberin Evlilikle İlgili Tavsiyelerindeki Hikmetler"

Varlık, Sehal Deniz

Bu bölüm, Hz. Peygamber’in evlilikle ilgili tavsiyelerini hikmet kavramı çerçevesinde ele alarak, aile hayatına dair nebevî rehberliğin ahlâkî ve toplumsal boyutlarını incelemektedir. Hikmet, yalnızca teorik bir bilgi değil, insanın bireysel ve sosyal hayatını düzenleyen, fıtrata uygun ve sonuçları gözeten bir davranış biçimi olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in söz ve uygulamalarının, evliliği bireysel bir tercih olmanın ötesinde, huzur, sorumluluk ve karşılıklı haklar üzerine kurulu bir kurum olarak yapılandırdığı ortaya konulmaktadır. Bölümde evlilikte sevgi ve merhametin tesisi, eşlerin birbirlerine iyi davranmaları, sorunlar karşısında sabır ve anlayışla hareket edilmesi, şiddetten kaçınma ve sorumlulukların paylaşılması gibi temel ilkeler, hadisler ve siyer örnekleri ışığında analiz edilmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’in tavsiyelerinde ideal ahlâk hedefi ile korunması gereken asgari sınırlar arasındaki dengeye dikkat çekilmekte; aile içi ilişkilerde adalet, ölçülülük ve yapıcı tutumun önemi vurgulanmaktadır. Sonuç olarak bölüm, nebevî hikmetin evlilik kurumunu fıtrata uygun, sürdürülebilir ve ahlâk temelli bir birliktelik olarak inşa ettiğini; Hz. Peygamber’in rehberliğinin, çağdaş aile sorunlarının anlaşılması ve çözümünde de güçlü bir referans çer...

Din ve Mitoloji Bağlamında İnsanın Yaratılışı (İnsanın Değeri ve Değer Görme Arayışı Kadına Dair Toplumsal Cinsiyet Algısının Yaratılıştaki Kökleri)

Varlık, Sehal Deniz

Onurlu Filistin Halkı’na, Canı-malı-insanca yaşama hakkı elinden alınan, güvenli ilan edilerek çekildikleri bölgelerde ve hastanelerde üzerlerine bomba yağdırılan, aç-susuz-elektriksiz bırakılan, çocuk-yaşlı, kadın-erkek demeden soykırıma uğratılan sizler kanınızla bir destan yazdınız. İnsanlık tarihi çok zulüm gördü, çok ağıtlar yaktı, size yapılan haksızlıklar da ne yazık ki tarihin utanç sayfalarına yazıldı. Göğe açılan kapının yer aldığı Kudüs’ten bugünlerde yükselen sizin mazlum feryatlarınız sinelerimizi farklı bir şekilde dağladı. İnsanı kendi ideolojisine hizmet etmediği sürece değersiz gören, kibirle üstünlüğünü ilan edip insana değer vermeyi kabul etmeyen şeytani tavır İsrail’e has değildir, insanlık tarihinde bir kere de gösterilmemiştir. Tıpkı şeytanın Cennetten kovulduğu gibi onun tavrını sürdürenlerin sonunun da sahip oldukları imkân ve gücü kaybetmek olacağına inancımız tam. Düşüş, kendini üstün görerek insana değer vermemekle başlar ve kaçınılmazıdır. Rabbim dünya ve ahirette sizin safınızda olmayı seçtiğime şahit olsun. Yaratılış kıssalarında olduğu gibi bu hikâye burada bitmez… Hadis alanında yaptığımız çalışmalar bizi sünnet ahlakının, bireyin kendi değerinin farkında olarak çevresindeki insan, hayvan, bitki, tabiat ve eşyayı kapsayacak şekilde tüm varlık...