Portekizli şair ve yazar Fernando Pessoa, farklı isim ve kimliklerle oluşturduğu külliyatıyla yirminci yüzyıl modernist edebiyatının en önemli figürleri arasında yer almıştır. Yaşarken yayımladığı yapıtlarının yanında, ölümünden sonra birkaç sandıktan çıkan ve zaman içerisinde okurla buluşan el yazmaları da Pessoa’nın iyi bir dünya edebiyatı okuru olduğunu açıklıkla gösterir. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Güney Afrika’da İngilizce öğrenim gördüğü için Anglo-Amerikan edebiyatına özel bir ilgi duyan Pessoa, hayatı boyunca Amerikalı şair ve yazar Edgar Allan Poe’yu okumayı sürdürmüş, Poe’nun kimi yapıtlarını Portekizceye çevirmiş, kimi öykülerini çağrıştıran öyküler kaleme almıştır. Bu yazı, Poe’nun bir kompozisyon felsefesi oluştururken ortaya koyduğu terslik fikriyle Pessoa’nı...
Deconstruction as a mode of thinking has long informed Comparative Literature studies, especially through the influence of the Yale School in the 1970s. Having always been exposed to criticism for performing unworldly readings, blurring real and political problems, and using theoretical jargon with no practical consequences, deconstruction is now considered an obsolete style of approaching literary texts. More than two decades after the death of Jacques Derrida (1930-2004), the most prominent philosopher of deconstruction, this article questions the assumed tension between theory and praxis in the studies of Comparative Literature. It argues that problematizing the structure of representation, as Comparative Literature scholar Christopher Fynsk (b. 1952) suggested, has practical consequenc...
French philosopher Gilles Deleuze often expresses his belief in the power of experimentation in writing and praises Anglo-American literature for its venture into experimenting with lives. According to him, reading a long list of Anglo-American writers, including Henry James and F. Scott Fitzgerald, shows us that the sense of a life cannot be grasped, as it is full of unknown materials and their obscure, immaterial effects. Deleuze argues that healthy writers, having faced the impossibility of encompassing the entirety of a life, create lines of flight, move along with them, and discover worlds that enable themselves to transform. Then writing, as a process of becoming, turns out to be impersonal, while cracks and ruptures, often considered failures in life, appear as opportunities for lit...
Amerikalı filozof Graham Harman (d. 1968) nesne yönelimli ontoloji (kısaca NEYO) adını verdiği
felsefesinde metafor ve mimesis kavramlarına yeni işlevler kazandırıyor. Her şeyi nesneler ve
nitelikler arasındaki gerilimle açıklama iddiasındaki bu felsefede metafor, estetik deneyim
üretiminin olanaklı yollarından birine dönüşürken mimesis, söz konusu üretimin olmazsa olmaz
koşulu hâline geliyor. Fenomenoloji geleneğinden beslenerek düşüncesini olgunlaştıran Harman’a
göre gerçeğe erişmenin dolaylı da olsa tek yolu estetik deneyimden geçtiği için bu iki kavram,
felsefi araştırmanın merkezine yerleşiyor. Metafor, duyusal nesnelerle, yani ancak gerçek bir
nesneyle karşılaşmaya bağlı olarak var olan nesneler ile duyusal nitelikler arasındaki gerilimi
kullanarak gerçek bir nesneyi im...