Felsefeyi modern anlamıyla yeniden inşa sürecimizin kavramsal ve kurumsal girişimlerle hız kazandığı II. Meşrutiyet döneminin en renkli felsefi simalarından biri, hiç şüphe yok ki Baha Tevfik’tir. 1904’te, İzmir İdâdîsi’ni bitirmek üzereyken, yirmi yaşında başlayan ve ölüm tarihi olan 1914’e, otuz üç yaşına kadar süren kısa fakat velûd yazı hayatında onlarca gazete-dergi çıkarmış, onlarcasının çıkmasına yardımcı olmuş, birçoklarına yazılarıyla katkıda bulunmuş, ülkemizde doğrudan felsefi eserler yayınlayan ilk yayınevi Teceddüd-i İlmî ve Felsefî Kütüphanesi’ni kurarak dört yılda 12 adet kitap yayınlamış, basılan ve basılmayan, telif ve tercüme, tek başına veya ortak 17 kitap yazmış, hikâye, makale, tenkit gibi değişik türlerde ve alanlarda edebi ve felsefi yüzlerce yazı kaleme almış ateşli...
Felsefeyi modern anlamıyla yeniden inşa etmeye ve bir felsefe dili kurmaya çalışan II. Meşrutiyet döneminin dikkat çekici felsefi simalarından biri hiç kuşkusuz Baha Tevfik’tir. Baha Tevfik, 1914’teki vefatına kadar kısa süreli yayın hayatında, döneminin felsefi faaliyetlerini destekler nitelikte birçok gazete ve dergi çıkarmış, bunun yanı sıra ülkemizde doğrudan felsefi eserler yayınlayan Teceddüd-i İlmî ve Felsefî Kütüphanesi’ni kurarak, arkadaşlarıyla birlikte, Louis Büchner’den Madde ve Kuvvet, Ernst Haeckel’den Kâinatın Muammaları tercümelerini, bir takım monografiler ve bunların dışında 12 adet kitap yayınlamıştır
Felsefede üslup kavramın hareketidir diyen Deleuze, belki de bu hareketi en iyi gerçekleştirenlerden biridir. Dildeki varyasyonları, modülasyonları dilin dışarıya doğru geriliminde canlandırması yetmezmiş gibi felsefeyi romanla, resimle, yontuyla, şiirle bağdaştıracak kadar kategorize edilmemiş, kodlanmamış bir yaşamın içinden kavramlar üretir. Dıştan içe doğru ilerleyen lineer düzlemden yaşamı kurtarmak adına kaçış çizgileri yaratırken heterojen dengesizliklerden faydalanır. Felsefe ve edebiyat tarihinden seçtiği isimler üzerinden gerçekleştirdiği okuma edimleriyle başı ya da sonu olmayan ancak gezgin bir aradalık durumu ile kodlanmamış kendiliklerin potansiyel farklarını açığa çıkarır. Dümdüz bir yol değildir Deleuze’ün seçtiği yol; daha çok zikzaklarla, gölgede kalan yerlerle ilgilid...
Çağdaş Türk felsefesinin inşası/üretilmesi sürecinde Modernleşme/Batılılaşma deneyimlerimiz ve bu deneyimlerimiz sonucunda Osmanlı/İslam toplumunun Batı ile zorunlu temaslarının yaratmış olduğu toplumsal, kültürel, ekonomik değişimler silsilesi bugünkü felsefe etkinliğimizin kaynağını oluşturmaktadır. Hem toplumsal kökenler hem de düşünce tarihi bakımından bir Türk düşüncesinden bahsetmek mümkün müdür? sorusu üzerinde eleştirel değerlendirmelerin yapıldığı felsefe etkinliğimiz; siyasal, tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlamlarında varlığını şekillendirmiştir. Böylesi bir felsefi etkinlik, Batı kültürü ile temaslarının artması sonucunda entelektüel alanı belirleyen yeni sorunsallaştırmaların imkânıyla yüzleşmiştir. Bu yüzleşme aynı zamanda felsefi düşünce üretiminin tarihi ve koşulları üze...
Edward Said, 1978’de yayınladığı Oryantalizm adlı çalışmasıyla akademik bir disiplinin adı olan oryantalizmi, siyasi ve ideolojik bir içeriğe sahip kendine özgül güçleri olan bir kavrama dönüştürerek oryantalizm tartışmalarının seyrini önemli ölçüde etkilemiştir. Etkisinin bu denli büyük çaplı olması oryantalizmi ontolojik ve epistemolojik uğraklar arasında kesintisiz bir ilişkiye sokmasından ve bu ilişkiyi bir söylem analizine tabi tutmasından kaynaklanır.